Kitaplar

Gittim, Gezdim, Gördüm Japonya ve Çin, Yüksel Görmez

Merhabalar

Bugün çok olmasa da yakın tarihlerde bitirdiğim iki tane kitabı kısaca tanıtıp düşüncelerimden bahsedeceğim.

Japonya merakımdan dolayı önce Japonyalısını alırken bu kitabın seyahatname tarzı olacağını düşünmüştüm. Ayrıca itabın kapağındaki minimalist resimleri çok beğenmiştim, kesinlikle kütüphanemde, hikayelerimde olmalı demiştim. Kitabı açıp içindeki başlıkları okudum ve kitabı aldım. O ilginç başlıklardan bazıları

Eve gelip kitabı daha rahat inceleme fırsatı bulunca aslında bu kitabın seyahatname değilde daha çok orada yaşamış bir ekonomistin anıları olduğunu farkettim. Kendini bu işe adamış ve orada çalışmış bir ekonomistin hemde. Yazar için bunlardan birine.

Benim ekonomi bilgilerim lisede aldığım sosyoloji ile coğrafya dersi ve oradan buradan özellikle annem ve babamdan duyduklarımla sınırlı olduğu için kitaptaki bazı terimleri anlamadım(özellikle mobilite çok karşıma çıktı, galiba yatay hareketlilikti bu) ve yazar bazen örnek verirken gündemden ya da yakın geçmişten bahsettiği için fakat ben kendi hayal dünyamda yaşadığım için, o kısımları kaçırdığımı hissediyorum. Kimi göndermeleri anlamadım. Birde yazar bazen bir konuyu anlatırken önce o konu hakkında ne düşündüğünü söylüyor sonra ise konu khakkında bilgi veriyor. O kısımları takip etmek zordu. Ama merakım tüm zorlukları yendi.

Onun dışında yazar ilk başlarda sürekli bunlar “benim anılarım, benim yaşadıklarım hatalı ya da eksik olabilir ya da zaman içinde değişebilir” diyor. Bu söylem ilk bölümlerde o kadar çok tekrar edilmişti ki hu durum kitabı okumamı güçleştirdi.

Ayrıca anı ya da seyahatname okuyan herkes, herkesin yaşamışlıklarının aynı olamayacağını bilir, bilmiyorsa da bilmelidir. Herkesin hayatı aynı değil, herkesin hayatta karşılaştığı kişiler de aynı değil, herkesin hayattaki konumu ve mesleği de aynı değil. Biri gider bir x memleketlisi ile karşılaşır çok kaba bulur ve tüm x’liler kaba diye cingar çıkarır ama aslında içlerinde kaba olmayanlarda vardır ve az değillerdir, bu yüzden genellemeler tehlikelidir. Ama dünyayı, yabancı dünyayı anlamak ve tanımak için genellemelere ve genelleme ürünü “stereotypes”lara ne yazık ki ihtiyacımız var. Ama bir şeylerin genellemeler dışında çıkınca çok kızılmaması ve şaşırılmaması gerektiğine inanıyorum.

Yine dağıldım. Kitap sayesinde bir çok güzel şey öğrendim. Japon Kültürünü aslında Japon ekonomisini daha iyi anlamamı sağladı yazar. Kendisine bu kitabı vakit ayırıp yazdığı için çok teşekkür ediyorum. Dediğim gibi okurken kimi yerlerde zorlandım ama meraklıları için güzel bir kitap. Bana değişik bir bakış açısı sağladı ve ekonomiye biraz daha önem vermem gerçeğini hatırlattı. Üslubu biraz eleştirsem de neşeli ve bol bilgi verici bir üslup. Kitabın animeler ve şehir hayatı ile ilgili verdiği bilgiler çok dikkat çekici bence.

Özellikle neden Japonlar suşiyi sabah yer tarzı bir kısım vardı. O kısım bana sadece bildiğin konular hakkında konuş gibi güzel bir ders vermiştir. Ayrıca Japonların gündelik hayatı hakkındaki yazılar da çok güzel, kayıp olan eşyan senden önce eve gider gibi. Zen bahçeleri vesaire vesaire.


Şimdi sıra Çinde

Japonya ile ilgili olan kitabı okuduktan yaklaşık bir yıl sonra Çin ile ilgili olanı aldım. Bu kitap diğerine göre daha kalın ve düzenli. Konular başlıklar altında incelenmiş özellikle Çince ve sağlık hakkında olan başlıklar ilgi çekici geldi. Ve yazarın üslubunu daha güzel buldum bu kitapta. Belki diğerini okuyup alıştığım için, belki diğer kitaptan övgüler alıp daha rahat cesur yazmış olduğu için. Bilemeyeceğim.

Kitapta Çin hakkında anlamamız gereken en önemli şeyin Çin’in büyük olduğu, büyümeye devam edeceği ve bu kadar büyük bir ülkenin bir tarafında geçerli olan şeyin başka bir tarafında geçersiz olabileceği gerçeği. Dünyanın neredeyse yarısını kaplayan ülkeye kesin kararlara vararak eleştirmenin çok yanıltıcığı olacağı da başka bir gerçek.

Kitapta Çinlilerin seramiği nasıl buldukları anlatılıyordu. O kısım coğrafya ve ekonomi ilişkisi için güzel bir örnek. Çinde taş çok az, fakat toprako kadar bol ki nehir sarı akıyor ve ismini buradan alıyor. Çinlilerin de taşa ihtiyacı olduğu için toprağı pişirerek seramiği buluyorlar. Sonra bundan bir sanat ortaya çıkıyor. Ta da çini.

Küçük bir anı bu kitabı mart ayında, korona tam Türkiyeye varmamışken ama haberleri varmışken metroda okuyordum. Yeni okuma yazma öğrenen bir çocuğa annesi hadi bunu oku diye elimdeki kitabın başlığını işaret etti. Bende bunu duyunca kitabı aşağı indirdim çocuk daha rahat okusun diye. Çocuk “Çin Çin anne bir gün Çine gitmek istiyorum” dedi. “gidersin yavrum gidersin ama şu sıralar hiç hiç gitme demişti.” Karşılıklı gülümsedik.

Sonraki aylarda Çinin yemek yeme kültürüne küfrettik ama bu kitapta bu konu hakkında güzel bir açıklama var. Bence tatmin edici ama yine de üzücü bir açıklama. Umarım okuyup bulursunuz. Kimse elinde yeterince kuzu varken yarasa yemez ve kimse Çin ya da Çinliler kadar açlık çekmemiştir.

İyi akşamlar, bol kitap okumalar
-Alumina

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s