Anime, Otome/Visual Novel, Oyun

Otome Oyunlarına Başlama Serüvenim ve Code Realize Serisi

for English here.

Herkese merhabalar

Son yıllardaki en sevdiğim hobim olan otome oyunlarını oynamaya / görsel romanları okumaya nasıl başladığımı anlatacağım ve otome oyunları arasında oldukça özel ve güzel bir yere sahip olan Code Realize serisinden bahsedeceğim bu yazıda. Hikaye ve anime kısmını atlayıp direk oyunun incelemesine de atlayabilirsiniz bu arada.

Her şey animeci olan benim youtubeta tüm animelerden sahneler alınmış bir video izlememle başladı, o videoyu tekrar bulamadım malesef ama bir benzeri için buraya. Videoda yeni animesi çıkacak olan code realizedan da sahneler vardı. Ve bende meraklanıp yorumlarda animenin adını buldum ve yayınlanınca da günü gününe izledim.

Animesinin en sevdiğim yönü açılış ve açılış müziği, şu coverı uzun züre telefon zil sesim oldu.

Animeyi izledim. Fena değildi. Kullanılmamış potansiyeli var gibi gelmişti, nasıl denir bir şeyler havada kalmış gibi. Ama ben bu seriye yine de kafayı taktım çünkü :

  • Hikaye en sevdiğim dönemlerden birinde ve en çok görmek istediğim şehirlerden birinde geçiyordu: Steampunk Londrası
  • Ana karakterler meşhur edebi eserlerin karakterleriydi, ya da tarihi/efsanevi bir şahsiyet. Arsen Lüpen, Impey Barbicane, Victor Frankestein, Abraham van Helsing, Saint-Germain Kontu, kraliçe Victoria vs.
  • Gizem unsurları içeriyordu. Anılarını unutmuş, vücudundaki zehirden dolayı her şeyi eriten Cardia Beckford’un hem babasının bulunması hem de vücudundaki zehrin anlaşılması gerekiyordu. Ve nasıl oluyorsa ana kadronun hepsi Cardianın babasının peşindeydi.
  • Sihir, bilim, büyü, teknik, simya ve daha fazlası… bu seride hepsi vardı.
  • Ana karakter Cardia, diğer anime kadın ana karakterlerine kıyasla bir şeyler yapmaya çalışıyordu, ki etrafındaki kadroya tüm işleri bırakabilirdi. Boş boş oturup tüm gün hanımefendi gibi gözükmektense kendini geliştirmeye karar vermişti ve süslü elbisesini bırakıp bir tomboy gibi giyinmeye başladı, çünkü tomboy giysileri içinde daha rahat tekme atabiliyordu.
animedeki en tatlı sahnelerden biri. Oyununda Delly ve Sisiyi dahil etmemişlerdi

Animeyi bitirdikten sonra yorumlarda bunun bir oyun uyarlaması olduğunu öğrenince o kullanılmamış potansiyel meselesi anlaşıldı. Gerçekten şu ana kadar hangi oyundan uyarlanmış bir animenin ya da filmin oyununun hakkını verdiği görülmüştü ki ? Sonradan bu animenin oyunun bir nevi reklamı olarak çıktığını düşünmeye başladım. Güzel reklam, işe yaradı 🙂

Oyunun PSVita için özel olarak çıkarıldığını ve diğer konsollarda bulunmadığını öğrendim (Sonradan PS4te de yayınlandı ve Nintendo Switchede geldi). Bende Youtubetaki oyun kanallarının birinde seriyi izlemeye başladım. Özellikle animesinde en çok hakkı yendiğini düşündüğüm Saint-Germainin hikayesini izleyince tamam dedim, benim bu oyunu ne olursa olsun oynamam lazım.

soldan sağa : Saint-Germain, Van Helsing, Lupin, Victor, Impey. Arkada da Cardia

Oyunun mekaniği çok hoşuma gitmişti. Seslendirilmiş, birden fazla sonu olan hikaye kitabı gibiydi. Arka planda çalan müzikler, seiyuların inanılmaz performansı ve satırları “ben” şeklinde okumak oyuncuya gerçekten hikayeyi yaşatıyordu, başka bir oyuncudan görürken bile. Karakter tasarımları ve hikaye çok güzel hazırlanmıştı. Çok hareket izni yoktu, hatta hiç yoktu, zaten parkur oyunlarında çok başarılı olduğumu söyleyemezdim o sıralarda.

oyun ekranından bir görüntü.

Uzun bir ikna sürecinden sonra babama PSVita aldırmayı başardım. Annem şok oldu, güzel kızı oyun oynamak için para harcıyordu, çocukken hiç oynamazdı falan filan. Annemin kınamalarını çok takmadım açıkçası. Neden takayım ki ? Bu artık normal bir şey, değilse bile olmalı.

PS4 aldırcaktım normalde çünkü o sıralar yine baş karakteri Arsen Lüpen(-den esinlenmiş) olan başka bir oyun serisine de bu seri yüzünden takmıştım, ama başka yazıya kalsın o da.

Bilmem hangi diğer seri olduğunu anlatabildim mi ?
Kaynak: https://bakemeats.tumblr.com/post/161650486699/ive-come-to-steal-your-heart canım tumblr😍

Neyse asıl sıkıntı Vitayı bulmaktı çünkü vita ölü konsol olarak anılıyordu ve çok pahalıydı, hem kendisi, hem oyunları hem de hafıza kartı. Babamla gittik Doğu Banka. Sirkecideki meşhur teknoloji iş merkezi. Sorduk sorduk bulamadık. Hatta hatırlıyorum dükkanlardan birisi “XBOX al istersen, kadınlar onu daha çok seviyor, daha hareketli” falan demişti 🙂

Kadıköyde de aradık yok, en sonunda N11den, internetten sipariş verdik. Kitap harici ilk internetten siparişimdi. Heyecanlıydım tabi. Kargom sorunsuz ulaştı. Havalara uçtum. Hemen oyunu aldım ve oynamaya başladım. Yetmedi benzer oyunları aramaya ve oynamaya devam ettim. Şu ana kadar 10’dan fazlasını bitirdim ve yarım kalmış, hala devam ettiğim oyunlarda var. Sadece otome oyunlarıyla yetinmedim tabi ki :), başka türlerdeki oyunları da oynamaya başladım, ama en sevdiğim tür otome diyebilirim.

Otome oyunları sayesinde zaten animleriyle ve edebiyatlarıyla, daha doğrusu her türlü ürünleriyle çok dikkatimi çeken Japoncayı öğrenmeye başladım, ve elbette dil öğrenirken kültürü de öğrendiğin için Japon ve Japonya merakım da arttı. Otomeler muhteşem bir Japonca öğrenme aracılar bu arada.

Peki bu otome oyunları da neymiş derseniz kısaca açıklayayım. Otome 乙女 Japoncada genç kız demektir. Yani genç kızları hedefleyen hikaye tabanlı ve amaçlarından biride ana karakterlerden biri ile romantik ilişki kurmak olan, görsel romanların alt dalıdır. Bu yönüyle dating simulationlara benzeyebilir, ama hikayesi çok daha geniştir ve her ana karakter sayesinde hikayenin bir başka yönünü görürüz, ya da karakteri tanırız.

acı gerçek 🤣

İşte bu oyunları sevmemin en büyük sebebi bu. Bazen kitap okurken ya da dizi izlerken ana karakterin başka biriyle birlikte olmasını istersin ve senariste/yazara kızarsın ya, sonra çareyi fandomda fanfic ararken bulursun. Sanki bu oyunlar bu hizmeti karşılamak için yapılmışlar 🙂 Bir kitap yerine beş kitap, bir dizi yerine 5 dizi.

Bazen Geum Jan Di’nin Yoon Ji Hoyu seçmediğini sorguluyorum ki üzerinden kaç yıl geçti 🙂

Romantizm her zaman oyunun ana odağı değildir bu arada. Şahsen öyleleri daha güzel oluyor, daha çok visual novele dönüyor. Ana hikaye çok daha ilgi çekici oluyor. Mesela Psychedelica of the Ashen Hawk, Collar x Malice, BWS…

Onun dışında bu oyunlardaki ana karakter hanfendinin ismini değiştirebiliyoruz, ya da ana karakterin metin kutucuğundaki resmini kapatabiliyoruz. Bunlar oyuncunun kendini daha çok oyuna vermesi için konulan tercihler. Hatta bu yüzden genelde ana karakterin kişiliği çok boş oluyor ya da hafıza kaybı geçirmiş oluyor. Hatta kimilerinde ana karakterin gözleri olmuyor, saçıyla kapatılmış oluyor. Ana karakter CGlerde de, aşağıda da göreceğiniz gibi, az yer kaplıyor. Şahsen ben ana karakteri iyi yazılmış, benimkisine benzemese bile kişiliği olan ana karakterleri daha çok seviyorum.

Bunun dışında bu oyunların Japonlar tarafından Japonlara yapıldığını, içinde çeşit çeşit absürtlüklerin bulunduğunu da unutmayalım 🙂 Beni en çok şaşırtanlar yandereliğin bir sınırı olmaması ve trap/crossdresserlar…

Otome oyunları altın çağını PSVitada yaşadığını ve mirasının biraz da olsa steame geçtiğini hatırlatmak isterim, belki alıp bu sektöre destek olmak istersiniz, ne bileyim😋

Belki ilerde bu konuyla ilgili ayrı bir yazı da yazarım. Neyse oyunun incelemesine geçelim artık.


Code Realize: Guardian of the Rebirth

Code Realize: Guardian of the rebirth, idea factorynin alt dalı olan ve sadece otome oyunları geliştirme üzerinde duran Otomate tarafından tasarlanmış bir oyundur. 2014’te, Vitanın yeni çıktığı, bu türün gelişip büyüdüğü zamanlarda çıkmıştır ve bir yıl sonra Aksys games tarafından ingilizceye çevrilip batı pazarına sunulmuştur. Oyunun yukarıda bahsettiğim gibi bir anime uyarlaması ve 2 tane de fandiski vardır. Ben bu oyunu 2018’de oynamıştım. Şuan ikinci fandiski oynuyorum ve yazıyı yazmak orijinal oyunun sevdiğim kısımlarını tekrar oynadım:)

oyunun fragmanı, oyunun açılış filmine çok benziyor.

Hikaye, 1. Bölümün özeti, Steel London

Hikayemiz, Gallerde terkedilmiş, yıpranmış bir evde yaşayan Cardiayı kraliçenin emriyle götürmeye gelen Leonhardt ve emrindekilerinin evi basmasıyla başlar. Söylentilere göre o evde bir canavar yaşıyordur.

Gallerdeki ev (neden bu kadar çok bacası var anlamıyorum ama yine de harika bir çizim)

Askerler ve Leondhart peluş oyuncaklarla dolu bir odanın ortasında sandalyesine oturmuş uyuyan bir kız bulurlar ve canavarın o olduğuna inanamazlar. Askerlerden biri “canavar bu mu ?” diye yüzüne bakmak için kızın çenesini eliyle kaldırır ve eli yanmaya başlar. Aldıkları bilgi doğrudur. Bu kız zehirlidir, dokunduğu her şeyi yakan ve eriten bir zehri vardır. Cardiaya teslim olmasını ve onlarla gelmesini isterler. Cardia da kabul eder.

melankolik bakışlar.

Yolda giderken birden bir ses duyulur, ardından kahkalar. UzaklardaKi yıkıntı bir binaya çıkmış biri “Ben Arsene Lupin, beyfendi hırsız, kaçırma işinde yardım ettiğiniz için teşekkürler millet, kraliçe sizle gurur duyardı ” gibi bir şey der sonra içinde Cardiaya döner ve ” Bugün burada bulunma sebebim sizsiniz hanfedi, amacım kalbinizi çalmak”. Cardia şoktayken etrafı gaz bombası kaplar ve tüm askerler Lupinin peşine düşmüşken…

…Lupin Cardiayı kaçırır. Ormanın derinliklerine giderler. Lupin orada kendisini tanıtır, amacının gerçekten Cardianın kalbini çalmak olduğunu söyler, Cardia da zehrinden dolayı kimseye dokunamadığını anlatır.

Sonraki sabah Cardia bir aracın içinde uyanır. Şu ana kadar Cardianın yüzünde sadece üzgün ya da boş ifadeler görmekten sıkılan Lupin şaka yapmaya çalışır ama Cardianın şakalarla arası yoktur. Sonra piknik yaparlarken Lupin aslında Cardianın babası Isaac Beckfordun peşinde olduğunu ve çalacağı kalbin aslında Cardianın göğsünde bulunan “horologium” isimli mücevher olduğunu söyler. Araştırmalarına göre horologium çılgın bilim adamı Isaac’in kızının göğsüne (bu kısım ilginçleşiyor) koyduğu, gömdüğü sonsuz enerjiye sahip bir taştır. Ve bu taş bir şekilde hem Cardianın zehrinin sebebidir, hem de gerçek kalbinin yerine geçer (Metaforları kim sevmez ki 😁)

Horologium, namı diğer Cardianın kalbi, mavi kalp.

Cardia sadece 2 yıl öncesini hatırladığını ve evinde babasını beklediğini söyler, dışarı çıkmadığını ve gündemden habersiz olduğunu anlatır. Lupin Cardiaya bu konuda yardım edeceğini söyler ve ona kaçırdığı her şeyi anlatır. Babası Isaac’in çok meşhur bir bilim adamı olduğunu, Londrayı çelikten bir şehre çevirdiğini, modern Prometheus olarak anıldığını ve birden, hiç iz bırakmadan ortadan kaybolduğunu söyler. Bu arada Lupin aynı zamanda bir terörist planı araştırdığını ve bunun Isaccin kaybolmasıyla ilgisi olabileceğini ekler.

Lupin Cardiaya kendisine katılmasını ve Isaaci beraber aramalarını önerir. Burada oyun bize ilk tercih hakkımızı sunar. 1. Lupine katıl ya da 2. reddet. 2.si oyunun ilk kötü sonu oluyor bu arada 😂

Lupinle beraber Londraya babasını arama teklifini kabul eden Cardia Lupinin ortağı Impey ile tanışır, ki kendisi Lupin ve Cardia piknik yaparken onları Londraya götürecek aracı tamir etmekle meşguldür. Araçtan çıkan duman bulutunun ardından Impey uzun saçları ve bir kolunu hiç giymediği tulumuyla ortaya çıkar. Kendini bir gün Aya uçacak dahi mucit Impey Barbicane olarak tanıtır. Tüm kaçırma olayında arka planda yardımcı olan Impey Cardiayı görür görmez aşık olur ve bunu ifade etmekten de hiç çekinmez, tüm yol boyunca.

İki gürültülü insanla bilgi dolu uzun bir yolculuktan sonra Londraya varan Cardia şehri çok beğenir. Ama kalabalıklar içinde kaybolur. Serseriler Cardiadan faydalanmak isterler ama zehriyle tanışırlar(ohh olsun). Yine bir yerlerden gaz bombası fırlar ve 3. ana karakterle tanışırız. Saygılarınızla Prof. Doktor Frankensteine merhaba diyin. Kendisi şu sıralar devletten kaçan bir bilim adamı o yüzden sadece Victor diyelim. Boynuna taktığı kulaklığa benzeyen şey aslında bir steteskop. Impey gibi kendisi de bir ginger.

Serseriler Cardiadan faydalanmaya çalıştılar ya, bu sırada kızın yakasını da biraz açtılar(ufffft). Gaz bombalarıyla olaya dalan ve serserileri uyutan Victor horlogiumu görünce şaşırır ve Cardiayla ilgilenmeye başlar. Simyayla uğraştığını ve aslında Cardianın babasıyla tanışıklıkları olduğunu ve de horologium konusunda yardım edebileceğini söyler. Cardia da kabul eder ve Victorın suratından kötü bir niyeti olmadığını düşünür. Twilight isimli gizli bir örgütün daha saldırısına uğradıktan ve Victor onları deney tüplerindeki gazla uyuttuktan sonra Cardia Lupinin şehre girmeden önce ona verdiği haritayla kalacağı yere gitmelerini önerir.

Şehrin biraz dışında kalan bir köşke varırlar ve köşkte hiç kimse yoktur gibi hissederler. İçeri girdiklerinde Lupin ve Impey hemen Victoru yakalar, “Nasıl Cardiayı kaçırırsın ? sen de kimsin be” tarzında konuşmalar geçer ve bir kavgaya dönmek üzereyken Cardia çığlık atar “duruuuun, yanlış anladınız !” ve yanlış anlaşılmalar hallolduktan ve başlarından geçenler bir bir anlatıldıktan sonra sakinleşirler. Impey Victora “Cardiadan uzak dur, o benim meleğim” falan der ama ne Victor, ne Cardia, ne de Lupin bunu ciddiye alır 🙂 Victor Lupinlere onlarla kalıp kalamayacağını sorar, Lupinde bunu köşkün gizemli asilzade sahibine sorması gerektiğini söyler. Sahibin Cardiadan çoktan haberi vardır.(Yeey en sevdiğim karaktere geliyoruz😎)

Cardia Sisi ile tanışır, Impeynin bacağına protez taktığı tatlı köpek, Nedense en az Impeyi sever Sisi. İlk günün ardından yorulan herkes odalarına dinlenmeye çekilir, zehrinden dolayı Cardia sırt üstü yatıp dinlenecektir. Cardiayı çok seven Sisi de Cardia ile takılmaya karar verir. Geceleyin birden Sisi rahatsız olur ve odadan çıkar, Cardia da tabi ki peşine takılır. Koridorda ilginç gölgeler görür. Kocaman köşkte içinde kitaplar bulunan bir odaya girmiştir Sisi. Cardia Sisiyi odada aramaya başlar ve arkasından gelen kibar bir ses duyar “İyi akşamlar güzel hanımefendi. Bu saatte burada ne arıyorsunuz ?” Arkasına döndüğünde cama yaslanmış, saçları ay ışığında parlayan bir beyefendi görür.

Oyunda en sevdiğim CG

Cardia kim olduğunu sorar doğal olarak ve adam kendisini tanıtır “siz yeni kiracım/misafirim olmalısınız, Lupin bahsetmişti. Benim adım Saint-Germain. Fransızlar bana Kont ünvanını verdiler. Ama şu an bu köşkün efendisiyim. Sizinle tanıştığıma memnun oldum” gibi bir şeyler der ve gülümser. Cardiaya kont diye hitap etmesinin gerekliği olmadığını ve tanıştıkları için onur duyduğunu ekler. Cardia adamın gülümsemesinde biraz soğukluk hisseder, portrelerdeki gülümsemlere benzetir. Kısaca “Saint” Cardiaya tekrar burada ne aradığını sorar. Sisi diye cevap verince Cardia, Saint Sisiyi görmediğini söyler. Cardia gördüğü ilginç gölgelerden bahseder ve Saint şaşırır. Cardiaya iyi geceler diler. Cardia odasına dönünce Sisinin onu orada beklediğini görür ve uyur.

1.bölümün sonu. Ama bu tür oyunlarda genelde 5 ana karakter olur. Son karakterimiz ikinci bölümde geldiği için ve yazmak hoşuma gittiği için biraz daha devam edelim.

2. Bölüm, Strongest Stalker, En güçlü Takipçi

Sonraki gün Victor Cardiayı çeşitli metallere dokundurur ve zehrinin hepsini anında erittiğini görür. Endişelenmemesini ve bir çözüm bulacağını söyler. Tüm ev ahalisi, 5 insan ve 1 köpek kahvaltıya otururlar ardından. Evdeki yemekleri Impeynin yaptığını ve Cardia kaşık çatal kullanamadığı için sandviç hazırladığı öğrenilir. Ahali yemeğe Saintin duası ile başlar ve sohbet ederler. Saint Victorunda onlarla kalmasına izin vermiştir ama karşılığında Victorun hikayesini öğrenmek ister. Victor biraz anlatır, çok detay vermek istemez ve herkesin sırları olduğu için anlayışla karşılanır.

Cardia Impey ve Lupinin önceden tanışıklıkları olduğunu, para sıkıntısı çektiklerini ve bir gün barda Saintin onlara finansal yardım teklif ederek şu anki duruma geldiklerini öğrenir.

Hepsinin farklı amaçları vardır. Lupin Isaaci ve terorist planı araştırırken Londraya gelmiştir, Impey Aya gitmesini sağlayacak çalınan aletini bulmak için Lupine katılmıştır, Victor da devletin aradığı kaçak bir bilim adamıdır. Peki Saint ?

Cardia Sainte döner ve sorar “neden bizi evine aldın?”, Saint de “Beni eğlendiriyorsunuz” der ve güler. “Masamda ilginç insanları görmeyi severim, destek olacak paramda var, hem güzel maceralara atılacağız” gibisinden bir şeyler söyler ve yine güler 😂

Yemekten sonra Saint ve Sisi hariç herkes Cardiayı alıp güvenilir bir doktora giderler. Doktor Cardianın vakasının kendisini aştığını söyler ve bunu duyan Victor “senin olayın tıpla değil simya ile, şüphelerim doğruydu” falan der. Morali bozulan ekip hem kafa dağıtmak hem de araştırma yapmak için Thames kıyısında bir yerlere giderler. Yine olaylar, olaylar ve bilgi yağmuru neyse.

Ve birden saldırıya uğrarlar. Etrafta ateş ve kaçan bağıran insan sesleri durulur. Cardiayı korumak için eğilen Lupin ensesinde soğuk bir şeyler hisseder. “Çaldığın canavarı, horologiumu bana teslim et pislik”

Mecazları çok seven Lupin yine “çaldığım tek şey bir hanfendinin kalbi” der. Adam “Uzatma hırsız, bana Twilightın peşinde olduğu canavarı ver” gibisinden bir şey söyler. Lupin uzatır çünkü o sırada strateji planlamaktadır. Impey adamdan dayak yer, Victor bir gaz bombası yani deney tüpü fırlatır, bu sırada bir şekilde Lupin adamın tabancasının içine bir şeyler sokmayı başarmıştır. Tabanca elinde patlayınca adam şaşırır ve bizim ekip fırsattan istifade kaçar. En azından kısa bir süreliğine.

Victor adamı tanıdığını ve onun Vampir savaşı gazisi Abraham van Helsing olduğunu söyler. Peşlerine takıldıysa işlerin yaman olduğunu da ekler. Çalılaların arasına saklanan ekibi bulan Van Helsing onları kabaca saklanmamaya davet eder ve çalılara ateş etmeye başlar. Kurşunların ekibe yaklaştığını anlayan Cardia çalıların arasından çıkar ve canavarın kendisi olduğunu ve kimseye zarar vermesini istemediğini söyler. Aklı karışan Van Helsinge olaylar kısaca açıklanır ve bize katıl teklifi gelir. Impey ve Lupine güvenmeyen Van, Victora güvenir ve beraber köşke dönerler. Saint yeni birilerini ağırlamaktan oldukça memnundur.

kadro tamam

Hikaye anlatımını daha sonra devam etmek üzere burada kesiyorum. İlk iki bölümde neler olduğunu öğrenmiş ve neden bu seriye kafayı takmış olduğumu az çok anlamışsınızdır. Vay düşündüğümden çok daha uzun sürmüş.

Son Notlar

  • Oyunun hikayesi aşağı yukarı böyle. Düşündüğümden daha uzun anlattım ve devam etmeyi düşünüyorum. Ama hikaye dikkatinizi çektiyse oyunu oynamanızı ya da youtubetan videolarını izlemenizi ya da animeye başlamanızı öneririm.
  • Youtubetan izleyecekseniz bu kanal en iyisi çünkü oyuncunun sesini hiç duymuyoruz.
  • Oyunun çizimlerini, arkaplanlarını ve karakter tasarımını Miko yapmış. Ellerine sağlık. Detaylı ve oldukça güzel çizimler. Kendisinin çizdiği diğer oyunları oynamak için sabırsızlanıyorum.
  • Oyunun müzikleri de en az görüntüleri kadar güzel. Özellikle bu aşağıdaki parça kadar tüylerimi diken diken eden bir parça daha hatırlamıyorum. Diğer favorilerim bu ve şu.
  • Oyunun gayet güzel bir sistemi var. Hangi vakitte oynuyorsanız giriş ekranında Londranın o saatteki görüntüsü çıkıyor, sabahsa sabah resmi, geceyse yıldızlı gökyüzü. Şanslıysanız Ornihopteri de görebilirsiniz.
  • Onun dışında çoğu otome oyununda olduğu gibi skip, auto, backlog özellikleri de mevcut. Galeri menüsünden CGIlara bakabiliyoruz ve BGMyi dinleyebiliyoruz. Bir de sözlük gibi bir şeyi var.
  • Unutmadan Path of Genesis diye bir şey eklemişler. Buradan istediğimiz bölüme/chaptera gidebiliyoruz. Oyun toptan 13 bölüm. İlk 8 bölüm ortak, sonradan yaptığımız tercihlere göre karakter routelarına giriyoruz. Kimileri bu ilk sekiz bölüm, common route diye de geçer, çok uzun diye oyunu bırakmış.
  • Canonda diyebileceğimiz Lupin route diğer dörtlüyü oynadıktan sonra açılıyor ve açılması ile beraber oyunun en başından yeni seçenekler ekleniyor.
  • Oynama sırası önerisi: Impey- Victor- Van- Saint.
  • Her karakterin bir mutlu, bir normal, dört- beş tanede kötü sonu bulunuyor.
  • Karakter routeları bittikten sonra fanservice vari küçük yan hikayeler açılıyor.
  • Bu oyuna puanım: benim için hem bu türdeki ilk oyunum olması ve bana her türlü duyguyu yaşatması, hem de güzel ve ilgi çekici karakterler ve evreninden dolayı

Değerlendirme: 5 / 5.

Şimdilik bu kadar. Sayfanın devamına ilerde hikayenin devamı, karakter tanıtımları, daha detaylı bir inceleme ekleyeceğim. Yazıyı beğendiyseniz birkaç hafta sonra tekrar beklerim. Ayrıca ilerde fandiskleri anlattığım bir yazı da gelecek. Sağlıcakla kalın.

-alumina

“Otome Oyunlarına Başlama Serüvenim ve Code Realize Serisi” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s